Ateş ve Dalgalar
Ateş mi yoksa dalga sesi mi diye zihnim uyandı birden. Belki de görmek istediği aslında görmek istemedikleriydi. Konfor alanı onun için her şeydi, ekmek ve su gibi… Bundan kendini soyutlayamazdı. Gülüşünde ifade edemedikleri saklıydı. Oysa çocukluğuna dair ne çok anı vardı… Ayrılık sonrası aydınlanma dönemi başlamıştı onun için. Ayrılık bir veda değil, yeni yolculuklara yelken açmaktı. Kendisine has ses tonu, kendinden çok şeyi ele veriyordu. Özellikle yaşam sevinci bunlardan biriydi. Hiç tanımadığı birine, özellikle hatırlamaması gereken birini anımsatmıştı. Ama anımsama üzerinden çok yıllar geçmişti. Kadın durdu, düşündü, bir şeyler yazmalıydı. Yazdıkça derin iç çekişleri çoğalıyordu. Ne gariptir ki insan kendisini, özellikle diğer benleri hep başkalarında arardı. Bu arayış bazen bir gülümseme, bazen de korku dolu hatıraların yeniden canlanmasıydı. Ama yine de bir duygunun dile gelişi, o hissin harekete geçmesiydi. Ateş ve dalgalar yan yana geldiği zaman korkularla yüzleşmek hiç bu kadar yakın hissettirmemişti. Onun aldatılması aslında yalanlara göz yummasıyla başlamıştı. O yalanlara belki de kendini inandırmak istedi. Kendi eliyle inşa ettiği kumdan kalelerini yine kendisi yıktı ve ayağa kalkıp gökyüzüne bakarak yıkılışını alkışladı. Bu alkışı çoktan hak etmişti. Geçmişin izleri birazcık kalsa da, o şimdiki halinden memnundu. Çünkü onun yıllardır ayrılmaz bir parçası olan 'Gabrieli' vardı. Gabriel dünyasına girdiğinden beri, kendi dışında bir can için mücadele vermenin ne kadar değerli olduğunu öğretmişti ona.
Konfor alanına geri dönersek, kendisine ciddi manada saygı gösteren insanları kabuklarından dışarı çıkarmak sanıldığı kadar basit bir iş değildir. Sevgiden önce saygının varlığını ve etkilerini anlayabilmek, o sağlam duvarları aşabilmeniz için bir kolaylık. Çoğu insan yalnızlığının değerini yaşadığı saçma sapan ilişkilerde anlıyor ve günün sonunda sevginin tek başına bir ilişkiyi devam ettirecek güç olmadığının farkına varıyor.
Geç olmadan yaşadığınız duygusal gelgitler sizi yalnızlığınıza daha çok yaklaştıracak, ki bu kaçınılmaz son. Peki, kendi bilincimizin izinde kendi doğrularımızda olduğumuz gibi bizi karşılayan, hatta duygu ve düşüncülerimize eşlik edebilecek bir 'ortak'a rastlar mıyız, bilinmez. Ama hayatın da tadı, keyifli ortalıklar kurulmadan da pek de anlaşılmıyor. Bana soracak olursanız, hiçbir ortağım olmadı ve o gerçek tadı da şimdiye kadar hiç almadım. Meğersem geçmişin hayalet izlerini takip etmekte kendimle inat hâlindeymişim. Şimdi, bugün, bu saatte bunun farkına varmak bile kendi adıma büyük bir başlangıç. Yarın ne olur bilinmez ama benim zihnimdeki hayaleti yok etmenin tam sırası.
Ateş ve dalgalar ruhumdaki delilikleri çıldırtmadan sakince bir pazar günü geçirmek istiyorum. Bir de Gabriel'e selamlar... Herkesin elbet bir Gabriel'i bir yerlerde var...
Çay ya da kahve fark etmez.
O tadı yakalayabilmek için bir 'ortak'a acilen ihtiyaç var!
Esen kalın ve kendinize iyi davranın...
Yorumlar
Yorum Gönder